İnsanlığa Adanmış Bir Ömür – Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi(ks)

Vakfımızın kurucusu, Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi(ks) 1914-1990 yılları arasında Darende‘de yaşamış bir gönül sultanıdır. Soy bakımından 12. batından Şeyh Hamid-i Veli Hz‘ne oradan da Hz. Muhammed (sav) Efendimize ulaşan nesebiyle 36. kuşaktan Peygamberimiz(sav)’in soyundandır. Babası Somuncu Baba ahfâdından Es-Seyyid Şeyhzâde Hatip Hasan Efendi(ks), annesi Seyyid İbrahim Taceddin-i Veli soyundan Fatıma hanımdır. 1945-1987 yılları arasında 42 sene bilfiil Somuncu Baba Camii‘nde görev yapmıştır.
Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi(ks) aynı zamanda mutasavvıf ve şairdir. Divan şiirinin 20.yüzyıldaki örnek temsilcisi Hulûsi Efendi(ks)’nin; Gazel, İlahi, Kaside, Rubaiyyat ve Müstezat türünden meydana gelen, Divân-ı Hulûsi-î Darendevî adlı eseri ile, yakınlarından başlamak üzere ahbaplarına yazdığı, nazım ve nesir şeklinde mektupların toplandığı Mektûbat-ı Hulûsi-î Darendevî ve Hutbeler adlı eserleri vardır. Bu eserler kendisinin kuruculuğunu yaptığı Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı tarafından neşredilmiştir.
Her zaman halkın yanında Hakk’la beraber olma yüceliğini, Hulusi Efendi(ks)’nin şahsında ve eserlerinde görmek mümkündür. Hayatı boyunca kendini insanlığa hizmete vakfetmiş, gerçek manâda tasavvufun insanlığa hizmet olduğunu örnek ahlâkıyla sergilemiştir. “Allah güzeldir, güzel olanı yapar” prensibi ile güzel olan her şeyi insanların hizmetine sunmuştur. Yapılan hizmetleri Allah için yapmış ve topluma örnek olan yüce şahsiyetlerden biri haline gelmiştir.

Geçmişten geleceğe hizmet etme aşkı ve heyecanı ömrünün son günlerine kadar devam etmiştir. Tarihin derinliklerinde yaşayan, değişik yol ve metodlarla tüm insanlığa hizmet eden büyük mutasavvıflar; Mevlana, Somuncu Baba, Yunus Emre, Alaaddin Attar, Hacı Bayram-ı Veli, Akşemseddin, Abdurrahman-ı Erzîncâni, Fethullah-i Musûli, Taceddin-i Veli gibi Osman Hulûsi Efendi(ks) de kendi asrı olan 20.asırda insanlığa hizmet etmenin neşvesini ve neşesini insanlık âlemine göstermiş, bir insan ömrünün nasıl dolu dolu yaşanacağını, güzel ve örnek ahlâkı ile ortaya koymuştur. 14 Haziran 1990 yılında vefat eden Osman Hulusi Efendi’nin kabri şerifleri Somuncu Baba Külliyesihaziresinde yer almaktadır.

Osman Hulûsi Efendi’den 3 Şâheser

Osman Hulûsi Efendi(ks) vefatından sonra geride 3 adet yazılı eser bırakmıştır. Bu eserlerden Divân-ı Hulûsi-i Dârendevî 1986 yılında kendileri hayatta iken basılırken, Mektûbât-ı Hulûsi-i Dârendevi ve Hutbeler adlı eserleri ise vefatından sonra Vakfımız tarafından yayına hazırlanmıştır.

a) Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî

Türk-İslâm Edebiyatını meydana getiren eserlerin bir kısmı, tasavvufî özellikler taşıyan, bir kısmı da doğrudan doğruya tasavvufî konuları ele alarak işleyen didaktik veya lirik eserlerdir. Bunlar genel olarak “Tasavvufî Edebiyat“, daha yaygın bir ifade ile “Tekke Edebiyatı” ismiyle anılan ayrı bir gurup meydana getirirler.

Divân-ı Hulûsî-i Dârendevî de her bakımdan bu edebiyatın mahsulleri içinde ele alınacak özelliklere ve değere sahiptir. Ahmed Yesevî‘den itibaren birçok mutasavvıf şair elinde günümüze ulaşan Tekke Edebiyatı geleneğinde daha çok Kadirîlik, Rufaîlik, Halvetîlik, Bektaşîlik gibi tarikatlarla ilgili; bunların çeşitli kollarına bağlı, her seviyedeki müntesiplerin ortaya koyduğu birçok edebî eser vardır. Bir başka deyişle edebî eser vermek bakımından zikredilen bu tarikat bağlılarının önde gelmelerine rağmen, Nakşî’lerin edebi sahada daha az eser verdikleri bilinmektedir. Bu bakımdan Osman Hulûsi Efendi Divânı bir Nakşî mürşidinin eseri olarak ayrı bir ehemmiyet arz etmektedir.

Eser, zamanın şartları sebebi ile resmî tahsili ilkokuldan öteye geçmemiş bir insanın hususî tahsil ile hele ilm-i irfan ve marifeti elde etmeye, bunu hulus ile tahsile yöneldiğinde, edebiyatta bile hangi seviyeye ulaşacağını göstermesi bakımından ayrıca mühimdir.

Çoğunluğu aruzla yazılmış ve gazellerden ibaret şiirlerin meydana getirdiği Dîvân-ı Hulûsi-i Darendevî’de hece ile yazılmış 60 kadar manzume ile on kadar müstezadın da yer aldığı görülmektedir. Bunlar arasında aruzla yazılmış ve aşktan bahseden gazellerde Fuzulî ve Niyaz-i Mısrî ifade ve edası, hece ile yazılmış olanlarda ise Yunus Emre tesiri açıklıkla görülmektedir. Bu bakımdan Osman Hulûsi Efendi‘yi günümüzde bir Yunus muakkibi saymak mümkündür. Hatta bu vadide daha çok eser vererek, daha başarılı manzumeler ortaya koymuş ve bilhassa günümüz nesillerinin karşı karşıya olduğu, eski kültürümüzle aramıza yerleştirilmiş olan dil engelini aşması yolunda da diğer kıymetli faaliyetleri gibi pek semereli himmetleri olmuştur.

Osman Hulusi Efendi şairden çok hâliyle, sözüyle ve davranışlarıyla örnek alınacak bir mürşid, bir mürebbîdir. Mutasavvıflar şiiri bir gaye değil, bir vasıta olarak telakki ederler. Nitekim Osman Hulûsi Efendi de “Herhangi bir şeyin en güzelini yapmaya çalışmak, o işin edebiyatı sayılır. Şiir yazan kimse en güzelini yapmış olmaz, çünkü o Allah vergisidir” diyerek buna işaret eder. Ancak şunu belirtmekte fayda vardır: Osman Hulûsi Efendi’de şiir kabiliyetinin Allah vergisi tarafından kuvvetli olduğu anlaşılmaktadır.

Osman Hulûsi Efendi, tebliğ için bir vasıta olarak kullandığı şiir ile tesirini daha devamlı ve müessir kıldığı gibi, vezni ve formlarıyla artık öldü denilen Klasik Edebiyatımızın, her türlü menfiliklere rağmen günümüzde de yaşayabileceğini bilfiil ve olanca kuvvetiyle ortaya koymuş, bunun da en iyi şekilde İslâm kültürüne hakkıyla vakıf olmakla ve tasavvufu bilmekle, hatta yaşamakla mümkün olabileceğini bizlere göstermiştir.

İşte Tasavvufî Türk Edebiyatı çerçevesinde yazdığı şiirlerini “Divân-ı Hulûsî-i Dârendevî” adıyla bir araya getiren Osman Hulûsi Efendi, bizzat kendisinin gözetiminde, Muhyiddin Tütüncü’ye Arap harfleriyle kaleme aldırmıştır. Sonra bu eserin geliriyle Darende’ye 200 yataklı bir hastane yapılması için, eserin birinci baskısı 1986 yılında, İstanbul’da XIII+351 sayfa hâlinde basılmıştır. Daha sonra kurmuş olduğu Vakfı tarafından 1996,2006 ve 2014 yıllarında eserin yeni baskıları yayına hazırlanmıştır.

DÎVÂNINDAN ÖRNEK ŞİİRLER

Âlemi sen kendinin kölesi kulu sanma

Sen Hakk için âlemin kölesi ol kulu ol
Nefsin hevâsı için mağrûr olup aldanma

Yüzüne bassın kadem her ayağın yolu ol

 

Garazsız hem ivazsız hizmet et her cânlıya

Kimsesizin düşkünün ayağı ol eli ol

 

Nefsine yan çıkıp da Ka’be’yi yıksan dahi

İncitme gönül yıkma ger uslu ger deli ol
Varlığından boşal kim yokluğa erişesin

Sözünü gerçek söyle Hulûsî’nin dili ol
-418-
Kapında bir zelîl-i hâk-sârım yâ Rasûlallâh

Garîb ü bî-kes-i bî-i’tibârım yâ Rasûlallâh
Ser-â-ser defter-i a’mâlim isyân ile memlûdur

Huzûr-ı hazretinde şerm-sârım yâ Rasûlallâh
Kabûl etsen Hulûsî kemteri dergâh-ı lütfunda

Civârında n’ola olsa mezârım yâ Rasûlallâh
-53-
N’ideydim âlemi âlemde hayrânın olaydım yâr

N’ideydim âdemi âdemde kurbânın olaydım yâr
N’ideydim yârın olsaydım n’ideydim varın olsaydım

N’ideydim zârın olsaydım sana nâlân olaydım yâr
N’ideydim şânına lâyık Hulûsi’n olmasa âşık

N’ideydim olmayı ayık sana mestân olaydım yâr

b) Mektûbât-ı Hulûsî-i Dârendevî

Mektuplar yazının konusunu, muhabbetini taşır. İnsan ya sevdiğine duygu ve düşüncelerini iletmek, onlarla iletişim sağlamak için, ya da tanımadığı kişilere bir konuyu, bir davayı anlatmak, bir arzuyu dile getirmek için mektuplar yazar. Bu mektuplar, öyle bir zaman gelir ki, sadece iki kişi arasında belli bir zamanda ve belli bir konuya ait düşünceleri ifade etmekten öte; yıllar, hatta asırlar sonra tarihî vesika veya ilmî bir delil olarak değer ifade ederler. Bu bakımdan böyle tarihî, edebî ve ilmî değeri haiz mektuplar hem yazıldıkları zamanlarda, hem de daha sonra ki dönemlerde ibretli bir eser hüviyetini kazanmışlardır.

Daha İslâm’ın ilk yıllarında Hz. Peygamber (s.a.s)’in, Bizans İmparatoru, İran Kisrası ve Mısır hükümdarlarına gönderdiği ve Allah’ın dinine davet maksadına matuf mektupları bunun ilk örnekleridir. Bunların hem bizatihi kendileri hem de muhtevaları tarih ve insanlık için son derece önemli mektuplardır.

İmam-ı Şafiî’nin Bağdat’da bulunduğu yıllarda meşhur hadisçi Abdurrahman el-Mekkî’nin kendisine Usul-i Fıkha dair mektuplarında sorduğu sorulara, yazdığı cevabî mektuplar, öğrencisi Haris b. Sureyc el-Nekkar el-Harezmî tarafından, muhatabına intikal ettirilmiştir. Bu mektupların mecmuu İmam Şafiî’nin Fıkıh usulüne dair önemli bir eseri olan er-Risale’yi oluşturmuştur.

Mektuplar tarih boyunca, edebiyat ve tasavvufta şöhret kazanmış birçok ünlü şahsiyet tarafından da irşad ve tebliğ için vasıta olarak kullanılmıştır. Bu sahada önemli bir eser olarak da İmam-ı Rabbanî‘nin Mektubât‘ını zikredebiliriz. Bu eserde İmam-ı Rabbanî’nin 534 adet mektubu bulunmaktadır ki, tasavvufî konulara dair önemli bilgileri ihtiva etmektedir.

Ömrü boyunca ilim tahsil edip, irşad hizmetini kendisine yol olarak seçen Osman Hulûsi Efendi‘nin mektupları bu konunun son örneklerindendir. Osman Hulûsi Efendi’nin Mektûbât’ında toplam 66 adet mektup bulunmaktadır. Bunların bir kısmı oğullarına, ebeveynlerine ve arkadaşlarına yazılmış, bazılarının da kime yazıldığı belli olmamaktadır.

İşte Osman Hulûsi Efendi, bu mektuplarıyla hem evlatlarına, hem de bütün Müslümanlara son derece elzem nasihatlerde bulunmaktadır. Ayrıca da günümüz insanı için edep dersleri teşkil edecek uyarılar yapmaktadır.

Eser 1996 yılında, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Mehmet Akkuş Bey tarafından yayına hazırlanarak, XVII+252 sayfası, Türkçe harflerle yazılı olan ve geri bölümleri de Osmanlıca orjinalinden oluşan; toplam 424 sayfa şeklinde Ankara’da basılmıştır. Eserde toplam 66 mektup olup, bunların dışında; Rubailer, Müfredat, Tarihler, Osmanlıca el yazma orijinal metin, hangi mektubun kime yazıldığını gösteren mektupların konular ve şahıslar fihristi ve sözlük bulunmaktadır.

c) Şeyh Hamid-i Veli Camii Minberinden Hutbeler:

Osman Hulûsi Efendi‘nin, 1945 yılında babasının vefatından sonra başlayıp 1987 yılında emekli oluncaya kadar sürdürdüğü 42 yıllık İmam Hatiplik görevi çerçevesinde îrad etmiş olduğu hutbeleri içermektedir.

Osman Hulûsi Efendi’nin Şeyh Hamid-i Veli Camii‘nde İmam ve Hatiplik yaptığı dönemde, irâd etmiş olduğu hutbelerden, kendi özel kütüphanesinde yapılan araştırmalar neticesinde birçok hutbe içerisinden seçilen 150 kadar hutbe, Osmanlıca metninden transkribe edilerek günümüz Türkçesiyle yayına hazırlanmıştır.

Hutbeler; sosyal hayat, ilim, mübarek geceler, ibadet, insan, İslâm, dünya, dünya gündemi, İslâm büyüklerinin okuduğu hutbeler ve verdiği nasihatler, vatan, millet sevgisi, birlik ve beraberlik, çevre gibi konulardan oluşmaktadır. Hayata ve meselelere çok yönlü ve geniş bir perspektiften bakan Osman Hulûsi Efendi, hutbeleri edebî nitelikli yazmıştır. Hutbelerde insanların ruhî derinliklerine inerek gönüllerine hitap eden Osman Hulûsi Efendi, bu hitaplarıyla pek çok insanın derdine ortak olurken mesele ve problemlere çözümler getirmiştir.

Osman Hulûsi Efendi, Hutbeleri kendine mahsus rik’a el yazısıyla kaleme almıştır. Hutbelerin yazımında akıcı bir üslup kullanırken, kelime yazımlarına çok dikkat etmiştir. Bazı kıssa veya hitapları alırken ilk kısmını yazmış, diğer bölümünü ezbere bildiği için kaleme almamış fakat irticalen irâd etmiştir. Osman Hulûsi Efendi, hutbeleri kaynaklara dayanarak kendi düşüncesi içerisinde kaleme aldığı gibi Ahmet Hamdi Akseki‘nin “Yeni Hutbelerim” adlı eserinden, Diyanet İşleri Reisliğinin Osmanlıca – Türkçe Hutbelerinden ve daha sonra da Diyanet İşleri Başkanlığı‘ndan gönderilen hutbelerden de faydalanmıştır.

Eser, Araştırmacı, Yazar Rasul Kesenceli tarafından yayına hazırlanmış ve VII + 339 sayfadan oluşmakta olup Kasım 2000 yılında Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı, Somuncu Baba Araştırma ve Kültür Merkezi yayınları arasında Ankara’da bastırılmıştır. Daha sonraki yıllarda ise eserine yeni baskıları yapılmıştır.

Eser; İçindekiler, takdim, önsöz, Osman Hulûsi Efendi’nin hayatının yer aldığı ilk bölüm, 150 tane hutbenin yer aldığı ana bölümden sonra lugatçe ve bazı hutbelerin orijinal nüshalarına örnek verildiği son bölümden oluşmaktadır.

Ardından Somuncu Baba Türbesi’ne geçen ikili, burada çekimleri yapılan programda Osmanlı’ya Yön Veren Allah dostları konulu programda Somuncu Baba Hazretlerinin hayatını, yetiştirdiği talebelerini ve günümüze yansımalarını anlattı. Somuncu Baba Türbesi, Hulusi Efendi Haziresi, Yeni Cami Bölümü ve Balaban Abdurrahman Erzincâni Külliyesinde yapılan program çekimlerinde özetle Ahmet Hoca şu konulardan bahsetti:

“Somuncu Baba’nın Kabri Darende’dedir”

Şu an itibariyle Anadolu da Somuncu Baba namıyla maruf Şeyh Hamd-i Veli Hz’nin ve oğlu Halil Taybî Hz’nin hemen Türbesinin yanındayız. Cenabı Hak bizleri şefâatlerine nâil eylesin. Aslında Somuncu Baba Şeyh Hamid-i Veli hem Bursa’da hem Aksaray’da hem Kayseri’de hem de Darende’de Anadolu’yu karış karış işlemiş tasavvuf yolunu göstermiş, insanları irşâd etmiş, bir büyük velidir. Böyle büyük veli zâtların kabirleri de çok yerler izâfe edilir. Aksaray’da bir takım tabâkat kitaplarından dolayı orada olduğu söylenir. Ancak bu tabâkat kitaplarındadır. Oysa arşiv vesikalarında Somuncu Baba Hz’nin, Darende’de Camii’nin hemen kurbunda olduğu kesin kayıttır. Zira gerek vakıf tahsisat defterlerinde, gerek buradaki camiinin tamiratıyla ilgili defterlerde gerek silsilenâmelerde, yani arşiv kayıtlarında şu yazılıdır; ’’Sivas vilâyeti dâhilinde, Darende kazasındaki camiinin hemen kurbunda defîn-i ıtırnâk olan o nurlu, güzel kokulu kabri hemen oradadır’’ diye  ifade olunur ki bu gerçekten çok önemlidir. Ancak bir oğlu Yusuf Hakiki Baba Aksaray’dadır . Diğer bir oğlu Halil Taybî Hz hemen kendi yanında medfundur. Buna rağmen bilinmeyen kabrinin yeri de şu anda malum olmayan, yine bir oğlu Muhammed Taybî  ve kızı Mahmude Hanım da vardır. Somuncu Baba Hz gerçekten Darendenin de maddi manevi irşâd ehli olmuştur. Bu günde şuracıktan tüm dünyaya bu irşâdı devam etmektedir. Bir kez daha şefaatlerine nail olalım deriz.

“Darende’yi gördüğünüz zaman Somuncu Baba burada diyorsunuz.”

Bir Yusuf Hakiki Baba, Somuncu Baba’dır, büyük bir âlimdir. Onun gerçekten Divânı da çevrildi. O aileden tevârüs eden Peygamber Efendimiz(sav)’den doğru gelen soyu seyyidlerdir, Peygamber Efendimize kadar ulaşan oradan gelen ve Yusuf Hakiki Baba bir büyük âlim olan zâtdır. Somuncu Baba Hz’nin ve bu tip sevilen insanların her yerde makamları olur ve orada da bir makamı vardır ve bu şekilde bilinir bu şekilde bilinmesi güzeldir de çünkü bir makama gidersiniz kim diye okursunuz Somuncu Baba Hz’nin ruhâniyetlerine sığınırsınız, onu vesile edersiniz, onların şefâatlerini istersiniz. Duaların nerede kabul olunduğu bilinmez onun için kalben ona bağlanmaktır. Fakat şurası vardır özellikle arşiv vesikalarında arşiv kaynaklarında diğer oğlu Halil Taybi Hz ile burada Darende’de medfun olduğu çok net ve açıktır. Aynı zamanda burada çilehânesi vardır. Aksaray’da Somuncuoğlu ailesi de var aynı sülaleden gelir bakın o kol hala devam ediyor. Fakat bir Aksaray’ı görüyorsunuz birde Darende’ye geliyorsunuz. Osmanlıda böyle âlimlere, velilere, evliyalara bir bakın. Mesela Dursun Fakı, mesela Şeyh Edebâli mesela Bosnada bir takım evliyalara Sarı Saltuk’a bakın. Böyle yüksek tepelerde veya sulak çok güzel yerlerde bir mekân oluştururlar. Orada bir mescid, bir çilehâne, ancak bulunduğu yerler suyuyla, böyle veya bir tepesiyle hâkim veya gerçekten çok hoş manzarasıyla insanları cezbeden gönülleri açan fetheden özel yerlerdir. Şimdi Darende’ye Somuncu Baba’nın olduğu mekâna baktığınız zaman, işte diyorsunuz Somuncu Baba burada. Yani ben tarihçi olarak böyle evliya zatların türbelerine gittiğim zaman mutlaka bir fevkaladelik hissedersiniz İşte burada o fevkaladeliği de görüyorsunuz. Diyorsunuz ki Somuncu Babanın yeri burası.

“Osman Hulûsi Efendi Hayatı ve Eserleriyle tüm bölge insanını etkilemiştir.”

Somuncu Baba’nın ahfadından Osman Hulusi Efendi, gerek faaliyetleriyle gerek eserleriyle, çalışmasıyla, gerek sohbetleriyle bütün bir bölge insanını etkilemiştir. Seyyid Osman Hulusi Efendi’nin hayatına baktığınız zaman sadece kendi kurduğu değil bir de kurdurduğu dernekler var. Erzincan’dan Malatya Elazığ’a bütün bu illeri kapsayan bütün Müslümanları etkileyen bir kimse. Ne yapıyor buralarda, Camiilerin, mescidlerin ve medreselerin imarıyla ilgileniyor, nasıl bir dönemde Müslümanlara karşı en ağır baskıların olduğu sıkıntıların olduğu bir dönemde derneklerle vakıflarla faaliyetlerle hiç kimse ile uğraşmadan siyasetle uğraşmadan, devletle uğraşmadan insanları tebliğ işiyle meşgul oluyor. Bu çok önemlidir, bizim gerçekten ehli sünnet akidesinin ta 1400 senedir üzerinde durduğu bir konudur bu önemlidir zira Müslüman doğruyu güzeli, iyiliği tebliğ eder. Ve biz bunu Osman Hulusi efendinin şahsında bunu görmekteyiz.

Seyyid Osman Hulusi Efendi sadece bir camii, bir mescid, vakıf kurmakla değil aynı zamanda yetiştirdi. Yine gerçekten cenab-ı Hakkın devamlılığı ile yaratması, aynen Şeyh Hamid-i Veli Hz’nin ismi olduğu gibi, Seyyid Osman Hulusi Efendi’nin de Hamit Hamidettin ATEŞ aynı ismi taşıyan ahfadı aynı şekilde o güzel yolu bütün cihana yayar hale getirdi. Tüm cihan şimdi Osman Hulusi Efendi’nin açtığı yoldan ve çığırdan istifade ediyor. Bu, ihlası gösteriyor, bu samimiyeti gösteriyor, bu Allah için yapıldığını gösteriyor, bu çok önemlidir.

O’nun bir divanını okuduğumuz zaman islamiyeti bulursunuz, onun divanını okuduğunuz zaman, şiirlerini, gazellerini okuduğunuzda tasavvufu bulursunuz, onun mektubatını okuduğunuz zaman gerçekten kalbiniz ehli sünnet itikadıyla dolar. Onların Peygamber Efendimiz’in ve ashabının sevgisiyle dolar. Ve doğru bir ehli sünnet yoluna sahip olursunuz. Bu çok önemlidir, mektubatı, hutbeleri  aynı zamanda divanıyla o eserdeki fikirleriyle o ölümsüzleşmiştir.

“Nâkibu’l Eşrâflık Kayıtlarına Göre Somuncu Baba ve Ahfâdı Seyyid’dir”

Osmanlı da Nakibu’l eşraflık dairesi vardır. Nakibu’l eşraflık defterleri son derece önemlidir. Nakibu’l Eşraflık seyyidler için özel hususi bir kurumdur, seyyidleri takip eder. Mesela diyelim ki seyyidler cezalandırıldı onun cezasını yine bir seyyid verebilir onun dışındaki insanlar veremez. İkincisi sahte seyyidler türeyebilir seyyidlere bir hürmet bir muhabbet vardır sahte seyyidler türeyebilir buda seyyidliğin vakarını bozar bir takım şeyleri sahte mi değil diye tartışmalara sebep olur. Sahte seyyid diye gerçek bir seyyide de yanlış hareketlerde bulunulabilir onun için Osmanlı o kadar hassas ki bu noktalarda onun için bir Nâkibu’l Eşrâflık müessesi kuruyor ve en bilgili, en âlim seyyidi onun başına getiriyor ve şecereler tutturuyor. Sahteler olmasın bu iş tam manasıyla tutulsun kendi içlerinde cezalarını da kendileri versin ben karışmayım diye. Düşünebiliyor musunuz şu inceliği. Burada 1820 tarihli işte Osman Hulusi Efendi’nin ki Somuncu Baba’dan itibaren Peygamber Efendimiz’den Somuncu Baba’ya gelen 1820 tarihli bir Osmanlı Nakibu’l eşraf belgesini görüyoruz dolayısıyla bu çok önemlidir.

“Mimarların ve sanat tarihçilerinin gelerek Somuncu Baba Külliyesi’ni örnek almaları gerekir.”

Öncelikle şunu söyleyeyim ben sanat tarihçisi değilim ama Türkiye’de mimarların ve sanat tarihçilerinin hassaten şuraya gelmelerini mutlaka istiyorum yani gelmeliler Somuncu Baba Külliyesine girmeliler ilk yapılandan şu son yapılana kadar iyice incelemeliler. Zira Cumhuriyet tarihinde biz hala bir araştırma içerisindeyiz nedir işte bir camii modeli bir cumhuriyet tarihi döneminde yapılanların her birisi tabirimi hoş görün bazısı ucûbe halinde duruyor. Maalesef bir camii zevkini vermiyor oysa şuraya girdiğiniz zaman hayran kalıyorsunuz.  İçeri girecek bir sanat tarihçisi ve Türkiye’ye dünyaya bir camii modelini göstermiş olacaklar. Peygamber Efendimiz(sav) Cenab-ı Hakk güzeldir güzeli sever buyurmuştur. Güzellik çok önemlidir bizim kültürümüzde mesela oğlu İbrahim’i kabre yerleştirdikleri zaman Peygamber Efendimiz(sav) bir taşın yerini beğenmiyor iniyor kabre o taşın yerini düzelttiriyor ve diyor ki ben bunu düzeltmemle buradaki kabre bir faydası olmadı içerdeki kimseye aynı kalsa bir zararı olmayacak ona birşeyi yok ama yaptığımız işin güzel olması lazım. Bizim dinimizin hususiyeti budur. Şimdi buraya girdiğiniz zaman her bölümünün nakış nakış en güzel şekilde yapıldığını görüyorsunuz.

Ben tekrar ediyorum mimarlar ve sanat tarihçileri bu işlerle uğraşanlar buraya gelmeliler görmeliler ve yazmalılar. Gerçekten her yönü ile mükemmel bir külliye. “Külliye” adının verilmesini de çok hoş buluyorum biz de cami aynı zamanda sohbet yeridir aynı zamanda farklı programlar için kullanılan bir toplanma yeridir, yerine göre özel günlerde muhabbetin bir yeridir. Dolayısıyla bu tip yerler aynı zamanda bir külliye olarak çok yönlü mekanlardır. Külliye tabirinin de burada yaşatılmış olmasını da ayrıca çok yerinde buluyorum.

Bu işte ince düşünme ve daha doğrusu hani kâli hâline uymak özü sözüne uymak dediğimiz şey aslında Somuncu Babanın şurada yaşanıyor burası taa girdiğiniz andan itibaren Darende’nin başka bir atmosferde olduğunuzu hissediyorsunuz ve görüyorsunuz. Bu neden kaynaklanıyor burada olanların o Somuncu Babadan itibaren o ahlakı aynı yaşantıyı devam ettirdiklerinden kaynaklanıyor ve onun mührünü vuruyorlar buraya o mührün vurulduğunu görüyoruz insanlar bunların her birini aslında buraya gelmekle göreceklerdir.