Hulusi Efendi Divanı: Divân-ı Hulûsi-i Darendevi

Divanı Hulusi

Divanı Hulusi Darendevi

Âlim, mütefekkir ve mutasavvıf Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri 1914 – 1990 yılları arasında yaşamış bir gönül sultanıdır. 76 yıllık ömrünü insanlığa hizmet etmekle geçiren Osman Hulûsi Efendi geride 3 adet yazılı eser bırakmıştır. Bu eserler; Divanı Hulusi Darendevi, Mektubat-ı Hulusi-i Darendevi ve Şeyh Hamid-i Veli Minberinden Hutbeler ‘dir.

Divanı Hulusi Darendevi; Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi’nin tasavvufî ve edebî kişiliğini yansıtan en mühim eseridir. Aynı zamanda Osman Hulûsi Efendi’nin hayatta iken basılan tek eseridir. 1986 yılında ilk baskısı yapılan eserin zamanla birçok baskısı yapılmıştır.

Osman Hulusi Efendi’nin Şiir Yeteneği

Küçük yaşlarından itibaren şiire olan ilgisi ve yeteneği bilinen Osman Hulusi Efendi, ilk şiirlerini 5-6 yaşlarında iken yazmışlardır. Zamanla bu şiirleri sohbetlerde okunmaya başlanmış sevenleri tarafından ezberlenir olmuştur.

Osman Hulusi Efendi fırsat buldukça Sivas’a mürşidi İhramcızâde İsmail Hakkı Toprak Hazretlerini ziyarete gitmiş, küçük yaştan itibaren yazmış olduğu şiirlerini ona takdim etmişlerdir.  İhramcızâde İsmail Hakkı Efendi de sohbetlerde bunları defalarca okutmuşlar, ilâhîlerini muhafaza etmesini ve bir Dîvân yazmasını kendisine tavsiye etmişlerdir.

darende-hulusi-efendi-devlet-hastanesi-divani-hulusi-darendevi

Divanı Hulusi Darendevi’nin ilk baskısı

Osman Hulusi Efendi Hazretleri’nin şiirleri henüz divanı basılmadan önce araştırmacılar ve edebiyatçılar arasında bilinir hale gelmiştir. Osman Hulusi Efendi, birçok kişi ve kurumdan gelen divan oluşturma tekliflerini, vefatından sonra basılması arzusuyla reddetmiştir.

Merkezi illere uzaklığı sebebiyle Darende’ye bir hastane yaptırma arzusu herkes tarafından bilinen Osman Hulusi Efendi, bu projesi için birçok kez Ankara’ya ziyaretlerde bulunmuştur. İmkânların yetersiz olduğu o yıllarda, Darende’den Malatya’ya giderken yolda vefat eden hastalar kendisini çok üzmüş, geliri ile bir hastane yapılması karşılığında Divanın basımını kabul etmiştir.

Bunun üzerine Osman Hulûsi Efendi’nin yazdığı Dîvân edebiyatı tarzındaki şiirleri, “Ya Şeyh” ismi ile ma’ruf Muhittin Tütüncü’nün Dîvân tertibine göre bir deftere yazması suretiyle elimizdeki bugünkü Dîvân ortaya çıkmıştır. 1986 yılında ilk baskısı yapılan eserin adı “Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî” olmuştur.

Kuruculuğunu yaptığı Es-Seyyid Osman Hulusi Efendi Vakfı tarafından bu eserin gelirleri ve yardımsever vatandaşlarımızın katkıları ile Darende’ye Devlet Hastanesi binası yaptırılmış ve iç teçhizatı tamamlanarak Sağlık Bakanlığına devredilmiştir. 2006 yılında hizmete giren hastane, Darende Hulusi Efendi Devlet Hastanesi olarak günümüzde hizmet vermeye devam etmektedir.

Osman Hulusi Efendi’nin edebî yönü

Osman Hulûsi Efendi’nin Dîvân’ı, Mektûbat’ı ve Hutbeler’i onun edebî yönüne yeterince ışık tutmaktadır. Özel bir tahsil geçirmemiş olmasına rağmen, yazmış olduğu eserlerde kullandığı dil ve sanatlar, onun kendisini çok güzel yetiştirmiş olduğunun delilidir. Eserlerinde Farsça, Arapça, Osmanlıca ve Türkçeyi meczetmiş, manzum ve mensur eserler kaleme almıştır.

Osman Hulûsi Efendi’nin; aruz vezni ile Divan şiirinin gazel, kaside, ilâhî, müstezat ve rubâi gibi çeşitli şekil ve vezinlerde kaleme aldığı mümtaz eseri Dîvân’ıdır. 20. yüzyılda Divan şairi olarak asrın son temsilcisi kabul edilen Seyyid Osman Hulûsi Efendi’nin bu eseri, aşk, vecd ve insan sevgisi temalarını içermektedir. Manzumelerinde dinî ve tasavvufî ıstılahlar bol bol kullanılmıştır. Şiirlerinde kullandığı dil zaman zaman 16 ve 17. yüzyılların ifadelerini yansıtmaktadır.

Osman Hulûsi Efendi, Dîvân’ında genel olarak Divan şairlerinin müşterek olarak kullandığı dili, bazı tabirleri ve edebî mazmunları da aynı şekilde kullanmıştır. Dolayısıyla bu tabirleri ilk akla gelen anlamlarıyla değil mecazî manaları ile anlamak lazımdır. Onun şiirlerinde geçen şarap, mey, saki, meyhane, kadeh, aşk, âşık, ma’şuk, saç, kâkül, dudak vs. kelimeleri sözlük anlamları ile değil Divan edebiyatında ve tasaavufta kullanılan manaları ile anlamak lazımdır. Çünkü bu kelimelerde İlâhî aşk, Kevser şarabı, mürşit, cami, tekke vahdet, kesret gibi tasavvuf kavramları kastedilmiştir.

Divan Edebiyatı ve Divanı Hulusi Darendevi

Şiir, ehlinin dilinde bir tebliğ aracıdır. Hz. Peygamber (sav): “Şiirde hikmet vardır.” buyurarak şiire teşvik etmiş müşriklerin hicivlerine karşı kötü niyetli şairlere karşılık vermek üzere yanında şairler bulundurmuştur. Osmanlı edebiyatı bir bakıma şiir merkezli bir edebiyattır. Aziz ecdadımızın aşk, iman, estetik ve kahramanlık harcıyla bina ettiği edebiyat kalesine “Dîvân Edebiyatı” denmiştir.

“Dîvân-ı Hulûsi-i Dârendevî” adlı eserde edebiyatın sanat zenginliğini doya doya seyretmek, tasavvufî sembollerin arkasındaki hakikatleri görmek ve gönül huzuruna ermek mümkündür. Hulûsi Efendi Hazretleri, tasavvufî anlatımları en güzel bir biçimde kullanmıştır. Divânında; Peygamberlerin, önemli şahsiyetlerin ve Allah Dostlarının hayatlarından örnekler sunan Hulusi Efendi, yazmış olduğu naat, münacât, mesnevi, gazel ve kasidelerindeki üslûbu ile Divân Edebiyâtında kendinden önce yazılan eserlerin üzerine çıkmıştır.

Mutasavvıf şâirlerin özelliği

Dîvân edebiyatı içerisinde kabul edilmesine rağmen, mutasavvıf şairlerin dîvânları, klasik dîvânlardan dil ve ifade özellikleri bakımından farklılıklar göstermektedir. Mutasavvıf bir şair, inancını ve mensubu bulunduğu tarîkatın esaslarını anlatmayı gâye edindiğinden, şiirlerinde kullandığı kelimeler, müntesiplerin rahatça anlayabilecekleri tarzda olup sanat endişesinden uzaktır. İfadelerde samimiyet ön plandadır. Çünkü bir tarîkatın içerisinde yüksek derecede eğitim almış kültürlü insanlarla birlikte, hiçbir eğitime sahip olmayan kimseler de bulunmaktadır.

Ahmed-i Yesevî ile başlayan, Yunus Emre, Niyâzî-i Mısrî, Ümmî Sinan gibi mutasavvıflarca geliştirilen Tekke ve Tasavvuf şiiri, kullandığı remiz ve mazmunlarla Halk ve Dîvân edebiyatından farklı bir dil ve ifade tarzı oluşturmuştur. Halk şiirinde görülen sade bir dil ve mahallî özellikler ile Dîvân şiirinde kullanılan karmaşık terkiplerden oluşan ağır ve ağdalı bir dil, tekke muhitinde söylenmiş olan şiirlerde tam olarak görülmez. Tekke şairi, bu iki şair tipinin tam ortasında durur ve bir yönüyle Halk, diğer yönüyle de Dîvân şairi hüviyetiyle karşımıza çıkar.

Osman Hulûsi Efendi de, Cumhuriyet sonrasında dîvân tertip eden mutasavvıf şairlerdendir. Hemen her mutasavvıf şairde olduğu gibi Hulûsi Efendi’de de, şiir amaç değil araçtır. Bu nedenle aruzla birlikte heceyi de kullanmış; müntesiplerine ulaştırmak istediklerini, veznin ne olduğuna bakmaksızın, şiir yoluyla aktarmıştır.

osman-hulusi-efendi-siirleri

Mutasavvıf Şairler

Ahmed Yesevî‘den itibaren birçok mutasavvıf şair elinde günümüze ulaşan Tekke Edebiyatı geleneğinde daha çok Kadirîlik, Rufaîlik, Halvetîlik, Bektaşîlik gibi tarikatlarla ilgili; bunların çeşitli kollarına bağlı, her seviyedeki müntesiplerin ortaya koyduğu birçok edebî eser vardır. Bir başka deyişle edebî eser vermek bakımından zikredilen bu tarikat bağlılarının önde gelmelerine rağmen, Nakşî’lerin edebi sahada daha az eser verdikleri bilinmektedir. Bu bakımdan Osman Hulusi Efendi ‘nin Divânı bir Nakşî mürşidinin eseri olarak ayrı bir ehemmiyet arz etmektedir.

Divanı Hulusi Darendevi Şiirleri

Eser, zamanın şartları sebebi ile resmî tahsili ilkokuldan öteye geçmemiş bir insanın hususî tahsil ile hele ilm-i irfan ve marifeti elde etmeye, bunu hulus ile tahsile yöneldiğinde, edebiyatta bile hangi seviyeye ulaşacağını göstermesi bakımından ayrıca mühimdir.

Çoğunluğu aruzla yazılmış ve gazellerden ibaret şiirlerin meydana getirdiği Dîvân-ı Hulûsi-i Darendevî’de hece ile yazılmış 60 kadar manzume ile on kadar müstezadın da yer aldığı görülmektedir. Bunlar arasında aruzla yazılmış ve aşktan bahseden gazellerde Fuzulî ve Niyaz-i Mısrî ifade ve edası, hece ile yazılmış olanlarda ise Yunus Emre tesiri açıklıkla görülmektedir.

Bu bakımdan Osman Hulusi Efendi‘yi günümüzde bir Yunus muakkibi saymak mümkündür. Hatta bu vadide daha çok eser vererek, daha başarılı manzumeler ortaya koymuş ve bilhassa günümüz nesillerinin karşı karşıya olduğu, eski kültürümüzle aramıza yerleştirilmiş olan dil engelini aşması yolunda da diğer kıymetli faaliyetleri gibi pek semereli himmetleri olmuştur.

osman-hulusi-efendi-naksibendi-mursidi-divani

Osman Hulusi Efendi’nin şiir ile irşad metodu

Tasavvufî düşüncenin temelini teşkil eden şeylerin başında İlâhî rızâya ulaşabilme gayesi yer alır. Bu doğrultuda mutasavvıflar da insanların manevî eğitim ve irşadlarına katkı sağlayabilmek amacına hizmet ederler. Bir mutasavvıf, aynı zamanda da bir şair olan Osman Hulûsi Dârendevî de, Dîvân’ında yer alan şiirleri, şiir yazmak için değil, Allah’ın rızâsını celbetmek için söylemiştir. Ona göre şiir, halkın ve müridlerin irşadı için bir araçtır; manevî bir tedavi yöntemi ve nefsin eğitim metodudur. Bu nedenle edebî yönden çok ağır olan eserlerinde bile didaktiklik kendini göstermektedir.

Şiir tasavvufî muhitlerin bütünü tamamlayan en önemli ögesidir. Yapılan sohbetlerde ilâhîler okunur. Bu ilâhîler de Yunus Emre gibi her zümrenin kabul ettiği mutasavvıf şairlerin yanı sıra, daha çok sohbet yapılan zümrenin şairlerinin şiirlerinden bestelenir. Bu açıdan bir tarikat şeyhinin aynı zamanda şair olması tasavvufî düşüncede rağbet gören bir durumdur.

Allah vergisi yetenek

Ancak şunu belirtmekte fayda vardır: Osman Hulûsi Efendi’de Allah vergisi olarak şiir kabiliyetinin kuvvetli olduğu anlaşılmaktadır. Fakat meseleye bir şâir değil bir mürşid olarak yaklaştığından, eserinde manayı her yönüyle ifade etme maksadı, şekle ait endişelerin önüne geçmiş ve muhtevadaki derinliğin layıkıyla ortaya konma arzusu, teknik eksiklikleri örtmüş, neticede şekle ait kusurlara mana uğruna göz yumulmuştur. Bu bir bakıma mananın maddeye tercih edilmesi demektir.

Nitekim mutasavvıflar da şiiri bir gaye değil bir vasıta olarak telakki ederler. İşte Osman Hulûsi Efendi de:

“Herhangi bir şeyin en güzelini yapmaya çalışmak, o işin edebiyatı sayılır. Şiir yazan kimse en güzelini yapmış olmaz, çünkü o Allah vergisidir.” diyerek buna işaret eder.

osman-hulusi-efendi-siir-yazmak-allah-vergisi

Divanı Hulusi Darendevi Hakkında Söylenenler

Osman Hulusi Efendi’nin şiirleri henüz divan haline gelmeden de birçok araştırmacının ilgisini çekmiştir. Divan-ı Hulusi-i Darendevi basıldıktan sonra ise bu alanda eğitim veren birçok akademisyen Divanı Hulusi Darendevi’yi inceleme fırsatı bulmuştur. 1991 yılından itibaren düzenli olarak düzenlenen sempozyum, panel ve divan okumaları programları ile çeşitli akademisyen ve ilim adamları Divanı Hulusi Darendevi hakkında araştırma ve makele kaleme almışlardır.

Gerçek Mürşid Gerçek Şâir

Türk Edebiyat Vakfı kurucularından ve Şeyhülmuharririn unvanına sahip edebiyatçımız Ahmet Kabaklı, Hulusi Efendi hayatta iken kendisi ile görüşme fırsatı bulamamıştır. 1991 yılında Darende‘de düzenlenen Somuncu Baba ve Hulusi Efendi Sempozyumu‘na katılan Ahmet Kabaklı, yapmış olduğu konuşmasında şu ifadeleri kullanmıştır:

“Darende’de ayrı bir medeniyet, bu me­de­ni­yetin banileri olarak da Somun­cu Baba evlatlarını tanıdım. Ayrıca hayatımda tanışamadığıma yan­dı­ğım merhum Hulûsi Efendi’de gerçek şai­ri, gerçek insanı, gerçek mürşidi bulmakla bah­tiyar oldum.”

Cumhuriyet Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Alim Yıldız ise Somuncu Baba Dergisi’nde yer alan bir makalesinde şu ifadeleri kullanmıştır:

“Emsalleri içinde oldukça hacimli ve kapsamlı bir eser olan Dîvân’da Hulusî Efendi¸ oldukça sade ve akıcı bir dil kullanmış¸ ağdalı bir söyleyişe rağbet etmemiştir. Dîvânı¸ klasik bir Dîvândan dil ve ifade özellikleri bakımından farklılıklara sahiptir. Yolunun esaslarını anlatmayı gaye edindiğinden şiirlerinde kullandığı kelime ve terkipler¸ hemen birçok insanın rahatlıkla anlayabileceği tarzdadır. Şiirlerinde samimiyet ön plandadır.”

Divanı Hulusi Darendevi’de yer alan şiirlerin doğuş hikayeleri ve tasavvufi manası üzerine bir eser üzerinde çalışan Prof.Dr. Nihat Öztoprak ise İstanbul Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde düzenlenen Uluslararası Somuncu Baba ve Hulusi Efendi  Sempozyumu’nda şu ifadeleri kullanmıştır:

“Bir şiirin hikâyesini bilmek o şiiri daha iyi anlamamıza yardımcı olmaktadır. Âyetlerin nüzul sebeplerinin bilinmesi nasıl onların daha iyi anlaşılmasına vesile oluyor ise hikâyelerinin bilinmesi de şiirlerin daha iyi anlaşılmasına vesile olmaktadır. Edebiyat tarihimiz bu tür bilgiler bakımından maalesef çok fakirdir. Şairlerin hangi sebeplerle şiirler yazdıkları kendileriyle ve çevrelerindeki üç beş kişiyle birlikte toprak olup gitmiştir.

Oysa vefatının üzerinden henüz 22 yıl geçmiş olması sebebiyle Hulûsi Efendi’nin şiirlerinin doğuş hikâyeleri hâlâ hafızalardadır. Bu sebeple onun şiirlerinin daha iyi anlaşılması için hikâyelerinin toplanması önem arz etmektedir. Başlattığımız bu çalışma inşallah ilerde kitap haline getirilerek herkesin istifadesine sunulacaktır.”

Hulûsi Efendi aynı zamanda bir gönül insanı

Uluslararası Somuncu Baba ve Hulusi Efendi Sempozyumu’nda Divanı Hulusi Darendevi’deki “Leylâ” kavramı üzerinde konuşma yapan Prof.Dr. Sebahat Deniz şu ifadeleri kullanmıştır:

“Dîvân’a iki farklı açıdan bakma zarureti hâsıl olmuştur. Bunlardan biri beşerî bir güzel kadın olan sevgili Leylâ; diğeri ise Mevlâ’dır. Hulûsi Efendi de her şeyden önce bir beşerdir. Ama Hulûsi Efendi aynı zamanda bir gönül insanı, bir Hak dostu, bir mürşid, bir insan-ı kâmil, nefsiyle yaptığı güreşte galip olmuş bir pehlivandır. Bu sebeple Dîvânı’na her iki açıdan da bakmak gerekir.”

Uluslararası Somuncu Baba ve Hulusi Efendi Sempozyumu için Darende’ye gelen Prof.Dr. Cihan  Okuyucu ise şu ifadeleri kullanmıştır:

“Hulûsi Efendi’nin ilhamını besleyen kaynakların çeşitliliğionun şiirine ayrı bir zenginlik olarak yansımıştır. Sonuç olarak Hulûsi Efendi Dîvânı’nın hem edebî değeri hem de geniş okur kitlesiyle 20. asrın kenditüründeki en dikkat çekici metinlerinden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.”

Konya İl Müftüsü ve Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Prof.Dr.Ali Akpınar ise Somuncu Baba Dergisi’nde yer alan bir makalesinde şu ifadeleri kullanmıştır:

“Osman Hulusi Efendi, ‘Hüsn-i ahlâk¸ her kemâlin fevkındedir.’ diyerek en güzel ahlâkı kemâlin zirvesi kabul edip bu uğurda kâli ile olduğundan çok daha fazla hâli ile hizmet eden bir hizmet eri ve insanlık sevdâlısıdır. Onun eserlerinden biri olan Dîvân’ı onun Kur’ân ve Sünnet merkezli düşüncesinin beyitlere dökülmüş halidir. “

Divanı-ı Hulusi-i Darendevi Tanıtım Filmi

Hulusi Efendi ilahileri ve Albümler

Osman Hulusi Efendi’nin Divanı Hulusi Darendevi adlı eserinde yer alan şiirleri ve ilahileri sadece araştırmacıların değil zamanla tasavvuf musikisi sanatçılarının da sıklıkla başvurduğu bir kaynak haline gelmiştir. Divanı Hulusi Darendevi ’den bestelenen ilahilerden oluşan bu albümler tasavvuf musikisi dinleyicileri tarafından çok beğenilmiş, çoğu zaman konserlerde icra edilmiştir. Nasihat Yayınları tarafından neşredilen bu albümleri aşağıdaki listelerden dinleyebilirsiniz:

Ahmet Özhan - Hulûs-i Aşk

Mehmet Emin Ay - Hulûs-i Kalb

Mehmet Kemiksiz - Fasl-ı Bahar

Grup Dergâh - Gönül Yare Yâr Olur

Divanı Hulusi Darendevi’den Şiir Albümleri

Osman Hulusi Efendi divanında yer alan şiirleri aynı zamanda şiir yorumcuları tarafından da çeşitli şiir ve edebiyat programlarında seslendirilmektedir. Dursun Ali Erzincanlı, Senai Demirci, Münib Engin Noyan, Bedirhan Gökçe ve Ayşe Egesoy ise Divanı Hulusi Darendevi’den seçtikleri eserlerle şiir albümleri hazırlamışlardır.

Dursun Ali Erzincanlı - Nasihat